Ahmet Baydar
      Araştırmacı Yazar

  Ana Sayfa Kitaplar Makaleler Eser Seçkisi Şiir - Öykü Dosya İndir Linkler Biyografi İletişim  

Mâ Edrâke Mâ (I)

Kur'ân-ı Kerîm, “Ve mâ edrâke mâ.....!" şeklinde onüç kez tekrarlanan bir form ihtivâ eder. Döneminin Arapça metinlerinde tanık olamadığımız bu formun birisi “Ve mâ edrâke me’l-hâkkat’ü”[1] dür. "Ne bildirdi sana, nedir hâkkat!" şeklinde tercüme edilebilecek olan bu formun hemen ardından, bazı fesatçı toplumların korkunç bir sarsıntı ve fırtına ile yok edildikleri dile getirilir. Buna göre, h-k-k kökünden dişil ismi fâil olan hâkkat’ın anlamı; ilâhî mesaja isyan eden toplumların helaklerini (adâlet ve hikmetle) gerçekleştiren şeydir.

Ve mâ edrâke mâ.....!" aslında bir soru değildir. Sonundaki kelimeye vurgu yapan bir cümledir. Nitekim bütün formlardan hemen sonra kısa açıklamalar yapılmaktadır. Bu açıklamalarda dikkat çeken önemli bir husus ise bu kalıp söze konu olan şeylerin hikmetlerinin zikredilmiş olmasıdır. Nitekim yukarıdaki azabı hak eden toplumlar örneğinde dile getirilen hikmet, onların kâri’atı yalanlamış olmalarıdır.

Peki kâri’at nedir?

Kâri’at, sözlükte, çarpmasıyla yürekleri hoplatan şiddetli vuruştur. İlginçtir ki bu kelime de hâkkat gibi dişil ismi fâildir. Diğer yandan, aynı söz kalıbı bu kelime için de "Ne bildirdi sana, nedir kâri’at!”[2] şeklinde kullanılmıştır. Burada da maksat soru sormak değildir. Hemen yapılan kısa açıklamaya göre kâri’at, dağların pamuklar, insanların da kelebekler gibi uçuşacağı gün meydana gelecek vuruştur. Çok ilginçtir ki Kur’ân-ı Kerim, bu vuruşun yapılacağı günün fehametini de "Ne bildirdi sana, nedir din günü!"[3] diyerek yine aynı üslupla dile getirmiştir. Din günü, yargı günüdür. Yargının azametine, bu formun ardarda yapılan tekrarıyla ikinci kez işaret edilir. Hemen arkasından gelen açıklamanın kısa karakteri ise yine değişmez: “O gün, kimse başkasına bir şey veremez, çünkü emir Allah’ındır.”

Kur’ân, bu yargı sonrasında, insanların amellerine göre gruplanacağını haber verir. Bu nedenle o günü “ayrım” günü diye niteler. Bu ayrım günü nitelemesine de "Ne bildirdi sana, nedir ayrım günü!"[4] diyerek yine aynı formla dikkat çeker. Bu formun hemen arkasından gelen kısa açıklamada ise“Vay hâline o gün yalanlayanlara!” der.

Kur’ân, ayrımla ortaya çıkacak gruplardan birisinin ebrâr olacağını bildirir. Bunların yüksek yerlerde ağırlanacağını haber verir. Buraya da “"Ne bildirdi sana, nedir illiyyûn!”[5] diyerek aynı formla dikkat çeker. Bu kalıp sözlerden sonraki kısa açıklama adeti burada da değişmez. Hemen sonra, ebrârın ağırlanacağı yerin göstergesi olan belge tasvir edilir: “Mühürlenmiş bir kitap... Ona Allah’a yaklaştırılanlar tanık olur!”

Kur’ân, ayrım gününde ebrara mukabil ortaya çıkan diğer grubu füccâr diye niteler. Bunların, yer kazılarak yapılan çukur zindanlarda ağırlanacağını bildirir. Bu kötü yerlere de "Ne bildirdi sana, nedir siccîn!” diyerek yine aynı formla dikkat çeker. Bundan hemen sonra gelen kısa açıklama da “Vay yalanlayanlara!” şeklinde bir ifade yer alır.

Kur’ân bu tehdidin ayrıntısına başka bir bölümde yer verir. Yargıda tartıları hafif gelenlerin sığınağının ateş çukuru olacağı bildirir ve bu çukura da "Sana ne bildirdi, nedir o (çukur)!"[6] diyerek aynı formla dikkat çeker. Bundan hemen sonra gelen kısa niteleme ise şudur: “O öfkeli bir ateştir!”

Başka bir bölümde, bu ateşin korkunç hâline temas edilir. Salat etmeyenler ve çaresizleri doyurmayanlar için hazırlanmış olan o ateşin sekar olduğu bildirilir.[7] Buna da "Sana ne bildirdi, nedir sekar!”[8] denerek aynı formla dikkat çekilir. Kısa cevap bu ayetin arkasından da gecikmez: “O bırakmayan, terk etmeyen ve derileri kavuran ateştir!”

Kur’ân-ı Kerim, bu ateşin mal biriktiren alaycılar için olanını ise hutame diye niteler. Ona da başka bir surede "Sana ne bildirdi, nedir hutame!”[9] diyerek yine aynı formla dikkat çeker. Bu formdan hemen sonra gelen kısa açıklama adeti burada da değişmez: Hutame, “Allah’ın dimağları saran ateşidir. Mal yığan alaycıların üstlerine kapatılacaktır!”

Bu kimselerin üzerine ateşin kapatılmasının sebebine başka bir yerde daha temel bir anlatımla yer verilir.[10] İnsanın bu akıbete düşmesinin asıl sebebinin, kendisine gösterilen yokuşa tırmanmaması olduğu belirtilir. İlginçtir ki Kur’ân, "Ne bildirdi sana, nedir akabe!”[11]diyerek bu yokuşa da aynı üslupla dikkat çeker. Arap dilinde akabe, zirvesinde iki geçidin bulunduğu yokuştur. Ama Kur’ân bunu, köle özgürleştirme ve düşkün doyurma zorluğuna mecaz yapar. Kur’ân üslubunda akabe “Bir boynu çözmek yahut sıkıntılı bir günde, yetime veya çaresize yedirmektir!”

Akabeye tırmanmak gerçekten zordur. Ama isteyen kimseye târık rehberlik edecektir. Bu nedenle târıka da "Sana ne bildirdi, nedir Târık!”denerek aynı formla dikkat çekilmiştir. Târık için de kısa cevap hemen gelir: O,Delici yıldızdır.” Yıldızlar gökte rehberlik ettikleri gibi, vahiy de yerde rehberlik eden birer yıldızdır.[12]

Şeytanlar, delici ışıkları bulunan vahiy yıldızlarıyla taşlanırlar.[13] Bu nedenle, Kur’ân, kendisiyle şeytan taşlanma sürecinin başlamasına da “Ne bildirdi sana, nedir leyletü'l-Kadr!” diyerek yine aynı formla dikkat çekmiştir. Bu ayetten hemen sonra leyletü'l-Kadr için gelen açıklama ise öncekilere göre daha uzundur: “Bin aydan hayırlıdır; melekler ve ruh, onda inerler, Rablerinin izniyle her emirden, selamdır o fecrin doğuşuna kadar!”

Devam edecek...


[1] Hâkka 69/1-3.

[2] Kâri’a 101/1-5.

[3] İnfitâr 82/15-19.

[4] Mürselât 77/14.

[5] Mutaffifin Suresi.

[6] Kâri’a Suresi

[7] Müddessir 74/43-44.

[8] Müddessir 74/20-30.

[9] Hümeze 104/5

[10][10] Beled 90/12-20.

[11] Beled 90/10-17. Aslında, nüzulde bundan daha önce olan surelerde, özellikle de Leyl suresinde, insanın çift yönlü tabiatına temas edilmiş, takvâ ve istiğnâya bağlı olarak vermek ve cimrilik şeklinde tezahür eden zıt ikili davranışı detaylandırılmıştır. İşte, yukarıdaki ayetlerde necdeyn kelimesiyle, bu önceki tafsilat hatırlatılmaktadır.

[12] Necm  53/1-3.

[13] Sâffât 37/6-10. Yıldızlar ve yerleri bu nedenle tanık gösterilir. Vâkı'a 56/75-79.